Bir valiz, bir dava, bir aile… Ve tarihe tanıklık etmiş bir otel

İngiltere basınının manşetleri son günlerde oldukça garip bir dava ile meşgul. Davanın tarafları Londra sosyetesinin yakından tanımış olduğu iki hanım: Judith Andersson ve yengesi Diane Ward. Davaya mevzu olan şey ise mor bir valiz. “Iyi mi şu demek oluyor ki?” dediğinizi duyar gibiyiz. Derhal anlatalım…
Andersson ve Ward, Kudüs’ün doğusunda bulunan Amerikan Kolonisi Oteli’nin ortakları ve 1902 senesinde kurulan otelin Ortadoğu’nun tarihinde fazlaca mühim bir yeri var. Buna birazdan geleceğiz elbet fakat ilkin geçmişte aralarından su sızmayan Ward ailesi üyelerinin birbirlerine iyi mi düştüğüne bir bakalım.
Ailenin anası Frieda Ward’un 1993 senesinde 77 yaşlarındayken Londra’da yaşamını kaybetmesinin arkasından, oğulları Tim ve John ile kızı Judith içinde miras temalı sürtüşmeler başladı. Anlaşmazlığın son noktası ise Judith Andersson’ın Tim Ward’un dul eşi Diane’e Londra Merkez Bölge Mahkemesi’nde açmış olduğu dava oldu. Davaya mevzu olan şey yukarıda da dediğimiz şeklinde mor bir valiz, daha doğrusu valizin içindeki aile fotoğrafları, çeşitli dosyalar ve öteki hatıralar… 76 yaşındaki Andersson, “arşiv” olarak nitelendirdiği bu belgelere, annelerinin ölümünden sonrasında Tim tarafınca el koyulduğunu ve valizin 2020’de ölene kadar kardeşinde kaldığını belirtiyor.
AVUKATLIK MASRAFLARI 60 BİN STERLİNİ BULDU
Andersson, Diane Ward’a açmış olduğu davada, Tim’in ailesinin valizi kendisine vermeyi reddetmesinin altında, yaşadıkları miras kavgasının öcünü alma amacının yattığını öne sürüyor. (Söz mevzusu kavga, Andersson’ın annesinden ölmeden ilkin borç para almış olduğu iddiaları üstüne yaşanmıştı.)
Andersson, iki adam kardeşi de öldüğünden, valizin yeni sahibinin kendisi olması icap ettiğini belirtiyor. 77 yaşındaki Ward ise Tim, John ve Judith kardeşler içinde, valizdeki belgelerin paylaşılmasına ilişkin bir antak kalma bulunmadığını korumak için çaba sarfediyor.
Taraflar valizdeki belge ve fotoğrafların “herhangi bir maddi kıymeti olmadığı” mevzusunda aynı fikir. Bu durum davanın garipliğini daha da artırıyor. Hatta mahkeme salonlarına taşınan bu aile içi ihtilaf için daha önceki duruşmalardan birinde Yargıç Nigel Gerald “tamamen çılgınlık” yorumunu yapmıştı. İngiltere basınında yer edinen haberlerde ise mahkeme masraflarının şimdiden 60 bin sterlini aştığı vurgulanıyor.
İki gün devam eden duruşmaların sonunda Yargıç Mark Raeside, Andersson’ın valizdeki her şeyin Ward’da kalmasını kabul etmesini “olasılık ve mantık dışı” olarak nitelendirdi.
Fotoğrafların ve belgelerin şimdilik üç kardeş adına kurulmuş bir vakfa devrine ve arşivin paylaşımının söz mevzusu olmadığına hükmeden Raeside, valizin akıbetinin nasıl sonuçlanacağı sorusunu ise bu ay sonunda yapılacak duruşmaya bıraktı. 60 bin sterlinlik avukatlık ücretlerini kimin ödeyeceği de gene Yargıç Raeside tarafınca karara bağlanacak.

ÖMER ŞERİF ARABİSTANLI LAWRENCE ROLÜNE BURADA ÇALIŞTI
Gelelim ailenin servetinin temelini oluşturan o otelin garip dolu hikayesine…
Kudüs’te doğan Freida Ward, Horatio Gates Spafford and Anna Spafford’ın torunuydu. Spafford’lar 19’uncu yüzyılın sonlarında Amerikan Kolonisi’ni kuran kişiler olarak tanınıyordu. Amerikalı ve İsveçli dindar Hristiyanların oluşturduğu koloni, din ve millet ayrımı yapmaksızın bölgedeki gereksinim sahiplerine yardım etme amacı taşıyordu.
Koloninin merkezini oluşturan eski konak süre içinde bir otele dönüştürüldü ve bölgenin anlaşmazlıklarla dolu tarihinde bir “tarafsızlık vahası” olarak öne çıktı.  1917, 1948, 1967 ve 1973’teki büyük savaşlarda ve iki İntifada’da ayakta kalmayı başaran Amerikan Kolonisi Oteli’nin konukları içinde kimler yoktu ki? Diplomatlar, siyasetçiler, yazarlar, romantikler, ajanlar…Konuk listesindeki isimlere bakacak olursak İngiltere’nin eski başbakanlarından Winston Churchill, Graham Greene, John Le Carre, Alec Guinness, Peter O’Toole, Bob Dylan ve Joan Baez, ilk dikkat çeken adlar. Lawrence of Arabia filmindeki rolüyle tanınan Ömer Şerif’in de otelde süre geçirdiği, hatta rolüne Koloni’nin kurucularından almış olduğu gerçek Lawrence’la ilgili ipuçları alarak hazırlandığı biliniyor.

Mısırlı erkek oyuncu Ömer Şerif, 1962 yapımı Arabistanlı Lawrence filmimizde Serif Ali rolünü yapan… 
ORTADOĞU’DA BARIŞ UMUDU BURADA DOĞDU
Ortadoğu’da sulh girişimleri kapsamında 1993 senesinde imzalanan ve İsrail-Filistin çatışmasının en mühim belgelerinden biri kabul edilen Oslo Anlaşmaları’nın temeli de burada atıldı. Efsaneye nazaran, anlaşmanın mimarları otelin 16 numaralı odasında bir araya gelmiş olarak günlerce maddeleri görüşme etti.
Onlardan seneler sonrasında bu kez İngiltere eski Başbakanı Tony Blair, Ortadoğu Sulh Temsilcisi olarak gittiği bölgede geçirdiği 1 ay süresince Amerikan Kolonisi Oteli’nde kaldı.

Blair’in burada konaklaması 2007’de oteli tekrardan manşetlere taşımıştı 
TÜRK USTALAR TARAFINDAN TÜRK TARZINDA İNŞA EDİLMİŞ
New York Times’da 1972 senesinde piyasaya çıkan bir haber, binanın geçmişine dair mühim detaylar içeriyordu.
Gazeteye konuşan otel yöneticisi Horatio Vester’a nazaran, bina 1840’larda Osmanlı ordusunda vazife icra eden bir generalin, mahalli anlaşmazlıklarda arabuluculuk yapmasıyla tanınan torunu tarafınca inşa ettirilmişti. Haberde evin sahibinin adı “Khaldi” şu demek oluyor ki Halidî olarak geçiyordu. (Osmanlı döneminde Kudüs eşrafının önde gelen ailelerinden kabul edilen Halidîlerin bir üyesi olması olası.)
Vester, Roma İmparatorluğu’ndan o güne, Kudüs’ün Eski Kent bölgesinin surları haricinde inşa edilmiş ilk konut olan evin sahibinin “Türk eğitimi” aldığını, binanın da Türk ustalar tarafınca Türk tarzında yapıldığını ifade ediyordu.
İlk üç evliliğinde adam çocuk sahibi olamayan Halidî’nin dördüncü evliliğinden fazlaca kısa bir süre sonrasında yaşamını kaybettiğini söyleyen Vester, bunun sonucunda evin sayıları 140’ı gören uzak akrabaya miras kaldığını da sözlerine ekliyordu.

Horatio Gates Spafford (1828-1888) zengin bir avukattı. Spafford, evlatlarının Atlas Okyanusu’nda yaşanmış olan bir vapur kazasında ölmesinin arkasından meşhur bir tanrısal olan “It Is Well With My Soul”un sözlerini kaleme almıştı.
1900’LERDE BİNA SPAFFORD’LARIN OLDU
Vester’ın da bir üyesi olduğu Spafford ailesi tam bu aşamada sürece dahil oldu. Spafford’lar 1881 senesinde Kudüs’e ayak bastı. Aile üyeleri buraya dini nedenlerle gömüştü. Spafford’ların evlatlarından üçü bir deniz kazasına dördüncüsü ise ateşi bir hastalık olan kızıla kurban gitmişti.
Başlangıçta eve kiracı olarak yerleşen Spafford’lar zaman içinde hisseleri evin sahiplerinden birer birer satın almaya başladı. 1895 yılına gelindiğinde Spafford ailesi evin hisselerinin yüzde 50’sinden fazlasını satın almış olsa da kalan mirasçılarla olan pazarlıklar ilerleyen yıllarda da devam etti. Nihayet 1900’lerin başlarında, Anna Spafford evin tek sahibi haline gelmişti.
Spafford’lar yakın arkadaşlarının da teşvikiyle binayı otele çevirmeye karar verdi. O yıllarda odalarda banyo, wc şeklinde hizmetler bulunmuyordu. Odalara sıcak su kovalarla ulaştırılıyordu. Otel su tesisatı vb. eklemelerle bugünkü haline 1939 senesinde getirildi.
“KAPIMIZIN ÖNÜNDE TANK VARDI, İSRAİLLİLER EL BOMBASI ATIYORDU”
İlerleyen yıllarda otel, bilhassa diplomatların ve gazetecilerin favorisi haline geldi. Altı Gün Savaşı esnasında cenk muhabirleri ve Kızıl Haç mensubunun gayri resmi buluşma noktası da gene Amerikan Kolonisi Oteli’ydi.
Vester, New York Times’a yapmış olduğu açıklamada yaşanmış olan eleştiri olaylardan birini şu şekilde anlatıyordu:
“Tam olarak ateş hattının üzerindeydik. Bir noktada kapımızın önünde bir Ürdün tankı vardı ve bar kısmında bir keskin nişancının saklandığını söyleyen İsrailliler binaya el bombaları fırlatıyordu. Çatışmalar sona erdikten sonrasında ‘Ne hasar var’ diye bakınırken girişte patlamamış bir roket ile ölmüş bir Ürdün askeri bulduk. Ana bina fazlaca kötü vurulmuştu ve avluya beş havan topu isabet etmişti.” Her neyse ki Vester’ın anlattığı bu vakada herhangi bir otel müşterisine ya da çalışanına mühim bir zarar gelmemişti.
Sadece yukarıda da dediğimiz şeklinde, otel sonraki nesiller süresince cenk muhabirlerinin çatışmalar içinde rahat bir nefes almış olduğu bir tarafsızlık vahasına dönüştü.

GAZETECİLERİN VE AJANLARIN BULUŞMA NOKTASI
Otelin begonvillerle süslü bahçesi, gazeteciler için bir buluşma alanıydı. İsraillilere ilişkin Batı Kudüs ile Filistinlilere ilişkin Doğu Kudüs’ün tam ortasında Nablus Yolu üstünde bulunan otel yalnız Filistinli politikacılarla röportaj yapmak isteyen gazetecilerin değil, bölgede etkinlik gösteren haber alma ajanlarının da uğrak yeriydi.
Telegraph muhabiri Harry de Quetteville, geçtiğimiz günlerde değindiği yazısında otelle ilgili olarak şunları söylüyordu:
“Naturel olarak fazlaca sayıda fena davranış da yaşanıyordu. Hem kişisel hem ustalaşmış ihanetlere ve aldatmalara dair söylentiler, Koloni’nin avlusunda oradan oraya sekiyordu. Aslına bakarsan bu şekilde bir ortamda bunların yaşanmaması iyi mi beklenebilirdi ki?”
Özgürlük’ten Sevin Turan tarafınca Telegraph’ın “Luxury hoteliers spend £60,000 on family court row… over a suitcase” ve “The secrets of the spies’ favourite hotel” ve New York Times’ın “A Jerusalem Hotel Where a Pasha Once Had It So Good” başlıklı haberlerinden derlenmiştir.

Son Dakika Haberler